Motilite gastroenterolojinin  en önemli alanlarından biridir. Gastroözofagiyal reflü, irritabl barsak sendromu, konstipasyon, fonksiyonel diyare gibi motilite hastalıkları tüm toplumlarda çok yaygın görülmektedir. Her 5-10 kişiden birinde en az bir gastrointestinal motilite rahatsızlığı bulunmaktadır. Motilite hastalıkları aile hekimleri ve gastroenteroloji uzmanlarının polikliniklerde en sık karşılaştığı hastalıklardandır.  Dolayısıyla gastrointestinal motilitenin hem araştırma hem de klinik pratik açısından önemi çok ilgi görmesi beklenir. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’ya bakıldığı zaman bunun gerçekten de böyle olduğunu görüyoruz. Gastrointestinal motilite ile ilgilenen çok sayıda araştırmacı her yıl giderek artan sayılarda değerli bilimsel yayınlar üretiyor. DDW ve UEGW gibi uluslararası büyük bilimsel gastroenteroloji platformlarında motilite önemli bir yer tutuyor. Ayrıca motilite alanına spesifik düzenlenen toplantılara katılımın oldukça iyi düzeylerde olduğunu gözlüyoruz. Yine bu ülkelerde mezuniyet sonrası eğitim toplantıları da yüksek düzeylerde ilgi çekiyor. Dünyada durum böyleyken ülkemizde ne yazık ki gastrointestinal motilite alanının gereken ilgiyi gördüğünü söylemek mümkün değildir.

Ülkemizde 1991 yılından sonra düzenli hizmet veren ilk motilite laboratuvarları kurulmaya başlamıştır. Bu tarihten önce de bilim adamlarımız hem yurt içinde hem de yurt dışında bu alanda faaliyetlerde bulunmuş, yayınlar yapmış olsalar da günümüze kadar devam eden merkezlerin ortaya çıkmaya başlaması bu tarihten sonra olmuştur. Bu merkezlerden birisi olan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Motilite Laboratuvarı Prof. Dr. Selahattin Ünal tarafından bir DPT projesi kapsamında sağlanan kaynakla kurulmuştur. Selahattin Ünal hoca iç hastalıkları uzmanlık eğitimimin başlarında benim de gastrointestinal motilite ile tanışmamı sağlamış ve daha sonra gastroenteroloji uzmanlık eğitimine yönelmem de temel destekleyici olmuştur. Aynı dönem de İstanbul’da Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nefise Barlas Ulusoy ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Zeynel Mungan birer laboratuvar kurmuşlardır. Daha sonra bunlara Hacettepe Üniversitesi’nde Prof. Dr. Bülent Sivri, Ankara Türkiye Yüksek İhtiasas Hastanesi’nde Prof. Dr. Ülkü Dağlı,  İzmir Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Prof. Dr. Hanefi Çavuşoğlu tarafından kurulan ve daha sonra Prof. Dr. Serhat Bor tarafından sürdürülen laboratuvarlar eklenmiştir. Ülkemizde gastrointestinal motiliteye ilginin artmaya başlaması ile ilki 1994’te Marmara Üniversitesi tarafından, İkincisi 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi tarafından müstakil gastrointestinal motilite toplantıları yapılmıştır. Bu gelişmeler 1996 yılında yaklaşık 17 kurucu üye ile Gastrointestinal Motilite Derneği’nin kurulması ile sonuçlanmıştır. Bundan sonraki bilimsel toplantılar Gastrointestinal Motilite Derneği tarafından 1996 yılında Ankara’da, 1997 yılında İzmir’de ve 1998 yılında Kayseri’de düzenlenmiştir. Ülkemizde gastrointestinal motilite açısından oldukça verimli geçen bu dönemde bu faaliyetlere farklı üniversitelerden ve hastanelerden sürekli artan düzeylerde katılım olmuş, motilite hastalıkları ile ilgili farkındalık artmış, mezuniyet sonrası eğitim çalışmaları yapılmıştır. Ulusal kongrelerde motilite ile ilgili sunulan bilimsel tebliğler tedrici olarak artmıştır. Daha sonraki dönemde gastrointestinal motilite ile ilgilenenler arasındaki işbirliği zayıflamaya başlamıştır. Günümüze kadar devam eden bu süreçte merkezler müstakil olarak veya öncekine nazaran daha küçük kümelenmeler halinde faaliyetlerini sürdüregelmiştir. Aradan geçen zaman zarfında temel ilgi alanı olarak gastrointestinal motiliteyi tercih edenlerin bir kısmında farklı alanlara yönelme olmuş, bu alana yeni katılanların sayısı ise arzu edilen düzeylere ulaşamamıştır.

Ülkemizde büyüşehir belediye sayısı 30’a ulaşmıştır. Toplumda oldukça yaygın olan gastrointestinal motilite hastalıkları ile ilgili olarak her birinin nüfusu 750 bini aşan bu şehirlerimizdeki tıp fakültelerinde birer merkez, Ankara, İstanbul, İzmir gibi çok daha fazla nüfus barındıran yerlerde ise daha fazla merkez olması gereklidir. Bu merkezlerde temel ilgi alanı gastrointestinal motilite olan en az bir öğretim üyesi ihtiyacı olacağı düşünülürse mevcudun ülkemiz ihtiyaçlarının çok altında olduğu kolaylıkla anlaşılacaktır. Türkiye’de şimdiye kadar bu sayının epeyce üstünde motilite cihazı satışı yapılmış olmasına karşın aktif merkez sayısı iki elin parmaklarını geçmemektedir. Cihazların çoğu kullanılamadan eskimiş, güncelliğini yitirmiştir. Bu durumun ülkemize cihaz maliyetlerinin ötesinde zararları olmaktadır. İlgi eksikliği eğitim eksikliği ve sağlık hizmetlerinde kalite düşüklüğü sonucunu doğurmaktadır. Tipik reflü semptomları ile başvuran hastaların büyük bir kısmının sadece gastrit tanısı alması olağan bir durum haline gelmiştir. Tanı bu şekilde olunca reflü hastaları antibiyotikle tedavi edilmekte, sık sık nüks eden reflü semptomları sık sık tekrarlanan antibiyotik kürleri ile sonuçlanmaktadır. Doğru bir şekilde reflü tanısı almayı başarmış hastaların bir çoğu gereksiz olarak ömür boyu kesintisiz tedaviye bağlanmakta, akılcı ilaç kullanımından uzak bir şekilde tedavi edilmektedir. Bir başka grup hekim ise abartılmış yan etki riski gerekçesiyle bu ilaçları endikasyonu olsa bile bir-iki kutudan fazla tekrar reçetelemeyi katiyen reddetmekte, hastaları semptomları ile başbaşa bırakmaktadırlar. Konstipasyon hastalarının durumu daha vahim olup bu hastalar ilaçlar hakkındaki yanlış önyargılar nedeniyle yeterince tedavi edilmemektedir. Akalazyalı hastaların bir kısmında tanı gecikmekte ve uygunsuz tedavilere maruz kalmaktadırlar.  Bu hastalıkların yaygınlığı düşünüldüğünde hem bu alanda uzmanlık merkezlerinin artırılması gerektiği, hem de diğer hekimlerimizde mezuniyet sonrası eğitimlerle bilgi düzeyinin artırılması gerektiği kolayca anlaşılabilir.

Gastrointestinal motilite alanının ülkemizde gelişebilmesi, yeterli sayıda akademisyen gastroenterolog tarafından temel ilgi alanı olarak tercih edilmesine ve bu akademisyenlerin zamanlarının önemli bir bölümünü bu işe ayırmalarına bağlıdır. Çok sayıda hastası olması ve ülkemizde bu alanda ihtiyaç bulunması gibi faktörler mesleki kariyerinin başlarında olan meslektaşlarımız için tercih nedeni olmalıdır.

Gastrointestinal motilitenin ülkemizde yeteri kadar gelişmesini zorlaştıran en önemli faktörler arasında performansa dayalı sağlık sistemi ve araştırmaya desteğin yetersizliği sayılabilir. Gastrointestinal motilitede kullanılan cihazlar ile gastrointestinal endoskopide kullanılan cihazlar kıyaslandığında, motilite cihazları çok daha kompleks ve arıza vermeye daha eğilimlidir. İyi kalibre olmamış, arızalı bir motilite cihazı bir takım rakamsal değerler çıkarmaya devam eder ve bunların doğru olup olmadığının anlaşılabilmesi de yeterli teknik bilgi gerektirir. Aynı sürede çok daha fazla endoskopi yapılması ve performans sisteminden daha fazla gelir elde edilmesi mümkündür. Motilite incelemelerinde kullanılan sarf malzemelerinin maliyeti yüksek, işlemler için yapılan geri ödeme ise düşüktür. İmpedansla yapılan reflü monitörizasyonu tetkikinin değerlendirilmesi oldukça zaman alıcıdır. Bu konuda iyi yetişmiş yardımcı personel son derece önemli ve gereklidir. Ancak ülkemizde yardımcı sağlık personellerinde uzmanlaşma kavramı olmadığı için, uzun süre birlikte çalışılabilecek kalifiye eleman bulma sıkıntısı yaşanmaktadır. Son zamanlarda üniversitelere yan dal eğitimi için asistan verilmemesi politikası üniversitelerdeki öğretim üyelerini günlük rutin hizmetlere mecbur bırakmış bu tür ileri uzmanlık isteyen işlere zaman ayıramamalarına yol açmıştır. Gastrointestinal motilite alanında bir araştırma planlanıyorsa, özellikle bilimsel açıdan değeri olan prospektif bir çalışma isteniyorsa gerekli malzemelerin maliyetini karşılamak ve prospektif çalışma için ileri sürülen diğer şartları yerine getirebilmek son derece zordur. Bu ve daha başka faktörler alanımızın ülkemizde yayılmasını olumsuz olarak etkilemektedir.

Bütün bunlara rağmen gastroenterolojide dört veya daha fazla öğretim üyesi istihdam eden büyük tıp fakültelerinde gastrointestinal motilite mutlaka bulunması gereken branşlardan biridir. Akademisyenliği tercih etmiş mesleki kariyerinin erken dönemlerindeki gastroenterologlardan istekli olanlar bu konuda desteklenmeli, gelişimlerine katkı sağlamak için her türlü yardımda bulunulmalıdır. Ülkemizin en eski merkezlerinden biri olan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastrointestinal Motilite Laboratuvarının kapıları istekli tüm meslektaşlarımıza her zaman açıktır.

Prof. Dr. İbrahim Doğan
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi
Gastroenteroloji Bilim Dalı, Ankara